ANATOLIAN TIGERS MC, ULUSLARARASI HİÇ BİR KULÜBÜN DESTEKLEYİCİSİ, ŞUBESİ VEYA SÖMÜRGESİ DEĞİLDİR, ASLA OLMAYACAKTIR.


Sevgili Ziyaretçimiz;

Aşağıda okuyacağınız küçük hikaye bizim kuruluş amacımızı ve birbirimize bakış açımızı olabildiğince iyi anlatmaktadır. Bunu okuduktan sonra bizi daha iyi anlayacağınızı umarız…



ATATÜRK ve arkadaşlarının halkı dinlemesini görün ve karşınızdaki kim olursa olsun dinlemeyi öğrenin

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye dahi siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar. Asker teğmenine koştu hemen:
- Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi?
"Delirdin mi?" der gibi baktı teğmen...
- Gitmeğe değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!
Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı.
- Peki, dene bakalım!
Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadaşının yanına kadar gitti, yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi taşıdı. Birlikte siperin içine yuvarlandılar, teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü: - Sana hayatini tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim! bak arkadaşın zaten ölmüş...
- Değdi Komutanım, değdi! dedi asker
- Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?
- Gene de değdi komutanım, çünkü yanına gittiğimde henüz yaşıyordu...
Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için...
Ve, hıçkırarak, arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
"Geleceğini biliyordum!"
GELECEĞİNİ BİLİYORDUM!
Kalbimizde "arkadaşlık" denilen bir mucize var. Nasıl olduğunu, nasıl başladığını bilemezsiniz. Ama bunun özel bir armağan olduğunu, Allah'ın bir lütfü olduğunu bilirsiniz. Gerçekten de arkadaşlar nadide mücevherlerdir.


Uzun yıllar önce birlikte hoşçavakit geçirmek ve motosikletleri ile yol yapmak için bir araya gelen, meslekleri farklı ama ortak paydaları motosiklet olan bir grup tarafından, 2004 yılında kurulmuş, 2005 yılında Anadolu Kaplanları Motosiktet Sporları Kulübü resmi bir Dernek statüsü kazanmıştır.

Grup dernekleşerek var olan bilgi ve tecrübelerini motosiklet tutkunları ile paylaşmayı ve topluma yararlı bir kulüp olmayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye içinde ve dışında motosiklet sporlarını yaygınlaştırmak, bilinçli, eğitimli, örnek sürücüler yetiştirmek için çeşitli faaliyetler ve eğitimler düzenlemektir.

Ayrıca deprem, sel gibi doğal afetlerde ulaşımın araba ve diğer dört tekerlekli vasıtaların seyir yapamadığı bölgelerde, motosikletin hareket kabiliyetinden yararlanarak, acil durumlarda görevli ve yetkin personeli afet bölgelerine ulaştırmaya çalışır. Bugüne kadar bu tür durumlarda yetkin kurumlar ile ortaklaşa hareket ederek kendisinden beklenilen görevi layikı ile yerine getirmiştir.

Uluslararası motosiklet grupları içerisinde saygın bir yeri olan Anadolu Kaplanları Motosiklet Sporları Kulübü Derneği, Atatürk'ten aldığı 'Yurt ta sulh, Cihanda sulh' ilkesini adeta yaşamaktadır. Bu çerçevede özellikle Yunanistan'da ki kardeş kulüplerimizle ile her yıl mutlaka en az bir kez ortak etkinlik gerçekleştirmektedir. Türkiye'ye gelen tüm yabancı motosiklet kulüplerine büyüklerinden öğrendiği gibi Türk misafirperverliğini sonuna kadar göstermektedir.


Motosikletin trafikte az yer kaplaması, daha hızlı ve pratik seyir sağlaması, kara yollarına çok daha az zararvermesi, az yakıt tüketmesi gibi avantajlarını halk arasında bilinçlendirerek milli ekonomimize katkıda bulunmak Anadolu Kaplanlarının vazifelerinden bir başkasıdır. Bu avantajların bir müddet sonra bir tutkuya dönüştüğünü insanlara göstermek, bu tutkununda bir müddet sonra yaşam tarzı şekline büründüğünü gözlemek bizlere herzaman keyif vermiştir.






"TÜRK" OLMAK

Aslında çok şeydir, Türk olmak. Türk olmak, Osmanlı’nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi. Kosova’da ve Bosna’da, Batı Trakya’da ve Makedonya’da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir.

Türk olmak Kıbrıs’ta, Hocalı’da, Anadolu’da ve Balkanlar’da soykırıma uğrayıp, yapmadığın soykırımla suçlanmaktır. Türk olmak faşist olmaktır, vatanına, yurduna, tarihine sahip çıktığınca. Türk olmak demokrat ve çağdaş olmaktır, vatanına, yurduna, tarihine sahip çıkmadığınca.

Türk olmak lisanının Avrupa’da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini anlatamamaktır. Avrupa’da hor görülmek Türk olmaktır, ataların bir sürü asır önce Viyana’yı kuşattığı için ve hoş görülmemektir, sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana’yı yakmadığın için.

Türk olmak Selanik’te Pontus Anıtı’nın, Viyana’da çiğnenen yeniçeri minberinin ve Malta’da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.

Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir. Üç kıtadan dönüp, bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir. Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.

Arabaya koşulan ilk atın vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, yazının bulunduğu, paranın icad edildiği her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta, kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir.

Türk olmak; Troya’dan bu yana, Sümer’den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, bir haftalık hafıza ile yaşamaktır.

Doğu Roma’yı da Batı Roma’yı da yıkıp, yeni Roma olan AB’ye girmeye çalışmaktır Türk olmak. Türk olmak, Mostar’da köprüdür, Kerkük’te kaledir, İstanbul’da Kızkulesi’dir, Anadolu’da buğdaydır, Çukurova’da pamuktur, Ege’de tütün, Karadeniz’de fındık, Trakya’da ayçiçeğidir.

Türk olmak Çanakkale’de ölmektir. Çanakkale’de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanene taşımaktır.

Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlından helallik almaktır. Sabahları odana rahmet dolsun diye, camı açmaktır. Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir. Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır. Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.

Türk olmak, harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip, tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile, paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen, yedi düvele meydan okumaktır. Türk olmak askere davul-zurna ile uğurlanmaktır, belki de dönmeyeceğini bilerek. Türk olmak, annenin ardından “bir oğlum daha olsun, onu da göndereceğim” demesidir. Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken “vatan sağ olsun” demesidir.

Türk olmak “Türk çayında radyasyon olmaz” yalanları ile, “gusül abdesti alana aids bulaşmaz” dolanları ile yaşamaktır. Her hükümetin enkaz devraldığı, ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır. Türk olmak, ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir. Aynı nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır. Göz hakkına, diş kirasına saygıdır Türk olmak. Evindeki bir kap aşın yarısını tanrı misafirine vermektir. Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.

Türk olmak, milli maçta ağlamaktır. Ayhan Işık’a, Belgin Doruk’a aşık olmaktır. Türk olmak, aşkını ölesiye sevmektir. Aşkı için ölmektir, öldürmektir. Sevdiceğinin elini bir tez tutamadan, toprağa girmektir.

En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir. Eşkıyaya türkü yakmaktır, Türk olmak. Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir, Türk olmak. Türk olmak Yunus’u bilmektir, Aşık Veysel’i sevmektir. Mevlana’yı, Hacı Bektaş-ı Veli’yi ve Hoca Yesevî –tek bir satırını okumasa da- yüreğinde taşımaktır.

Türk olmak, saz çaldığında, ney üflendiğinde, kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında, yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir, bir de Yemen Türküsü’nde...

Hayatın sana verdiklerine “nasip”, vermediklerine “kısmet” demektir. Her işin “hayırlısına” inanmaktır ve “feleğe” küfretmektir ve ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir.

Türk olmak, Asya’da batılı, Avrupa’da doğulu diye tepki görmektir. Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaradılanı Yaradandan ötürü sevmektir.

Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da, silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir. Türk olmak, mahalle maçı için aynı saatte, on kişi buluşamazken, milyon kişinin bir araya gelmesidir. Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir.

Türk olmak, buhran zamanında Arjantin’de de mağazalar yağmalanırken, daha ağır buhranda sorumlusuna en ağır cezayı tek bir cam kırmadan sandıkta kesmektir.

Türk olmak en zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül göstermektir.

Zor iştir Türk olmak.

Türk olmak Anadolu’da her düşen yağmur damlasına hamdetmek, her çıkan başak için şükretmektir. Türk olmak, medeniyetler mezarlığı Anadolu’da dik durabilmektir.

Türk'üm diyemeyenlere de büyük Atatürk'ün "Türkiye Türklerindir!" özdeyişini ezberletmektir Türk olmak.

yazan: anonim